Son zamanlarda elime aldığım en samimi, kentin ruhunu sayfalarına en içten şekilde üfleyen yayınlardan birini sizlere tanıtmaya devam edeceğim. Bu yayının adı, Bir Başkadır Mudanya dergisi. Hatırlarsınız, ilk sayısını size duyurmuştum. Şimdi sıra ikinci sayısına geldi.
Özellikle, bugün, derginin ikinci sayısını baştan sona büyük bir keyifle okudum ve bittiğinde sanki yüzüme ılık bir Marmara poyrazı çarpmış, genzime iyot ve zeytin yaprağı kokusu dolmuş gibi hissettim.
Bir kenti sadece tarihi yapılarıyla değil; sesiyle, insanıyla, kahvehanedeki sohbetiyle ve ortak yaşam kültürüyle anlatan dergileri çok seviyorum. İşte bu ikinci sayı, tam da böyle bir kentsel bellek ve yaşam günlüğü niteliğindeydi.
1. Kendini Hatırlayan Bir Kentin Hikayesi
Derginin ilk sayfalarında Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ın samimi kaleme alınmış yazısı karşılıyor bizi. Üç bin yıllık bu köklü yerleşimin, 45 kilometrelik sahili ve 20 bin hektarlık tarım alanıyla nasıl yeniden kendi kimliğini hatırladığını anlatıyor. “Bir Başkadır Mudanya” vurgusu içi boş bir slogan değil; zeytinini imeceyle işleyen, Mütareke Meydanı’nda omuz omuza durabilen ve ortak bir kent kültüründe buluşan insanların hikayesi.
2. “Anne Evi Gibi”: Girit Mahallesi
İkinci sayıda beni en çok duygulandıran yazılardan biri “Girit Mahallesi: Anne Evi Gibi” başlığını taşıyordu. Daracık sokakların arasından aniden beliren o mavi deniz aralıkları, ahşap tırabzanlı tarihi evler ve Cumhuriyet Galerisi’nin büyüleyici atmosferi öyle güzel aktarılmış ki … Sokaktaki kumruların bile insandan kaçmadığı, denizden yeni çıkmış çocukların neşeyle koşuşturduğu o mahalle ortamı gerçekten de insana bir “anne evi” sıcaklığı veriyor.
3. Kulak Verince Konuşan Şehir: Mudanya’nın Sesleri
Derginin en özgün dosyalarından biri de kentin seslerine adanmıştı. Mudanya’da günün alarm sesiyle değil, martılarla, motor sesleriyle ve poyrazın fısıltısıyla başladığını okurken adeta o anı yaşadım. Mütareke Meydanı’nda çay kaşıklarının bardağa değerken çıkardığı tıkırtılar, kahvehanelerdeki tavla sesleri ve vapurun o tanıdık düdüğü… Mudanya’yı anlamak için sadece haritaya bakmanın yetmediğini, ona kulak vermek gerektiğini bir kez daha anladım.

4. Evliya Çelebi’den Günümüze Bir Eşik
“Evliya Çelebi’nin İlk Gurbete Çıkışı: Mudanya” yazısı ise tarih meraklıları için harika bir parça. 400 yıl önce İstanbul’dan Anadolu’ya açılan ilk kapı olan Mudanya’nın, şırası, sirkesi, üzüm bağları ve ticaretiyle nasıl canlı bir liman olduğunu Evliya Çelebi’nin gözünden okumak kentin tarihsel derinliğini gözler önüne seriyor.

5. Gençler, Sosyal Dayanışma ve “Ben Ismarlıyorum”
İkinci sayıda sadece geçmiş değil, bugünün canlı dinamikleri de yer alıyor. Halitpaşa’daki atıl pazar alanının dev bir Gençlik ve Spor Merkezi’ne dönüştürülmesi , belediye iştirakleri olan Büfe, Mola ve Lokanta Mudanya gibi sosyal alanların hayata geçirilmesi detaylarıyla anlatılmış.
Özellikle çalışan söyleşileri kısmında İrem Araz ile yapılan röportajda bahsedilen “Ben Ismarlıyorum” uygulaması kalbimi çaldı. Durumu olmayan gençlerin ya da vatandaşların incinmeden bir çay, kahve veya sandviç alabilmesini sağlayan bu dayanışma modeli, toplumsal nezaket açısından harika bir örnek.
Rotayı Maviye Çevirme Vakti
Derginin son bölümlerine doğru Yalı, Güzelyalı ve Eşkel sahillerini, yenilenen Plaj Mudanya hizmetlerini ve yaz sezonunun coşkusunu incelerken kendime bir söz verdim : En kısa zamanda ilk trenle/vapurla Mudanya’ya gidip Girit Mahallesi’nin sokaklarında kaybolacağım , Cumhuriyet Galerisi’ndeki sergileri gezeceğim ve Mola Mudanya’da kahvemi yudumlarken poyrazın sesini dinleyeceğim
Bir yanıt bırakın