Now or Never: FC Montfermeil – Altyapıdaki Çocukların “Şimdi ya da Asla” Savaşı

Montfermeil FC
Montfermeil FC

TV+ ekranlarında yayınlanan, Paris banliyölerindeki u-17 futbolcularının profesyonel kontrat kapma mücadelesini anlatan Now or Never: FC Montfermeil belgeseli, son dönemin en samimi spor yapımlarından biri. Yönetmenliğini Ousmane Ly’nin üstlendiği bu 5 bölümlük mini belgesel serisi, sadece yetenekli çocukların keşfedilme hikayesini değil; sistemin acımasızlığını, sakatlıkların hayalleri nasıl yarım bıraktığını ve “Plan B”si olmayan hayatları anlatıyor. Çocukken futbol altyapılarından geçmiş, o kramponun kokusunu yutmuş biri olarak bu yapım beni sadece etkilemedi; adeta kendi çocukluğumla yüzleştirdi.

Belgeseli izlerken kendi çocukluğuma döndüm. Toprak sahada başlayan mücadelem aklıma geldi. Topun enteresan biçimde sekmesi yine aklımda. Hatta hava şartları kötü olunca çamura bulanırdık. Kış aylarında futbol oynamak başlı başına zor olurdu. Oysa günümüzde en kötü sahalar bile suni çim oldu. Bu arada 1993 doğumlu olduğumu hatırlatayım. Hatta kısa bir süre resmi kulüplerde oynadım. Profesyonelliğe erken yaşta ulaşamayınca bırakmıştım.

deniz çakmak tff
deniz çakmak tff

Amatör olarak, Bursa Güven ve Arabayatağı Spor formaları giymiştim. İki takımı ise sevgiyle anıyorum. Belki futbolcu olamadım. Ancak bu kulüpler sayesinde aldığım terbiye sayesinde pek bir kötü alışkanlığım olmadı. İki takımı sayarım ve severim. Hatta arkadaşlarım arasından futbolcu olanlar da oldu. Belki, okul yerine futbolu seçseydim farklı yerlerde olabilirdim hissine bazen kapılıyorum. Çünkü, okul ile birlikte rekabetçi takımlarda oynamak hiç kolay bir durum değildi. Çok yorucu bir durumdu. Bu yolu aşanlar ise futbolcu oldu. Örneğin; Altay Bayındır ve Mert Hakan Yandaş bunlardan bazıları. Bunları ise rekabetçiliğin durumunu anlatmak için aktarıyorum.

Montfermeil FC
Montfermeil FC

Montfermeil Belgeselini izlerken gerçekten duygulandım. Çocukluğum bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ben futbola başladığım zaman 9 yaşındaydım ve 8-10 yaş grubu yok diye amatör futbolda lisansım çıkmamıştı. Sonrasında o takımı bırakarak BPFDD ile yola devam etmiştim. Orada beğenilince Bursa Güven’e seçilmiştim. Ancak sahamız Nilüfer’e taşınmıştı ve biz Yıldırım’da oturuyorduk. Bu nedenle çok zor geliyordu antrenmanlara gitmek. Özellikle birkaç otobüs değiştirince ve devamında okul olunca çok zor geliyordu. Oradan ise uzaklaşmıştım. Hocam ise beni Bursaspor’a göndereceğini söylüyordu. Oysa gidemedim. O dönem Bursaspor’a 3 futbolcu vermişti bizim kulüp benim yaş grubumdan. Hoca haklıymış. Ancak hayat işte, şartlar her zaman olgunlaşmayabiliyor. Şansımız yaver gitmeyebiliyor. Ancak zaten o gönderdiği 3 futbolcunun hiçbiri üst düzey bir futbolcu olmamıştı. Lisanslarını takip ettiğim zaten hayat başkalarına gülmüştü.

“Plan B”si Olmayan Hayatlar: Banliyöden Çıkış Bileti Olarak Futbol

Montfermeil, Paris’in sosyo-ekonomik açıdan en zorlu, suç oranının ve yoksulluğun yüksek olduğu banliyölerinden biri. Belgeselde izlediğimiz Kéba, Isaac ve diğer çocukların hayat hikayelerine bakıldığında ortak bir gerçeklik göze çarpıyor: Bu çocukların hayatında futboldan başka ikinci bir şans, yani bir “Plan B” yok. Futbol, onlar için sadece hafta sonu oynanan bir oyun ya da eğlenceli bir hobi değil; içinden büyüdükleri gettonun duvarlarını yıkacak, ailelerini kurtaracak tek sosyal mobilite (sınıf atlama) aracı.

Futbola Yüklenen Ağır Anlamlar ve Sosyal Gerçeklik

Altyapı kulüplerindeki çocukların sırtındaki yük, sadece taktiksel disiplinden ibaret değildir. Sahaya adım atan her genç, arkasında ailesinin beklentilerini, ekonomik çaresizliği ve geleceğe dair tek umudunu taşır. Belgesel, futbolun bu sosyolojik zeminini ajitasyona kaçmadan, hayatın kendi çıplaklığıyla kameraya yansıtıyor. Çocukken o formayı giyen herkes bilir ki; sahadaki her ikili mücadele aslında hayatla yapılan bir amansız kavgadır.

Belgeselin isminde yer alan “Now or Never” (Şimdi ya da Asla) ifadesi, 16-17 yaşındaki gençlerin üzerinde kurulan o muazzam psikolojik baskıyı kusursuz şekilde özetliyor. Futbol akademilerinde bu yaş dönemi, bir oyuncunun ya profesyonelliğe adım atacağı ya da sistemin dışına itilerek tamamen silineceği o kritik virajdır. Soyunma odasında solunan hava, bu yüzden hep çok ağır ve gergindir.

Erken Yaşta Gelen Olgunluk ve Psikolojik Mukavemet

Henüz reşit bile olmamış bir çocuğun, geleceğinin tek bir scouting (gözlemci) gününe veya bir maçtaki 10 dakikalık performansına bağlı olduğunu bilmesi, taşınması zor bir yüktür. Belgeselde çocukların yüzündeki o erken olgunlaşmış çizgiler ve gözlerindeki kaygı, altyapı sisteminin çocuk ruhunda açtığı yaraları net bir şekilde gösteriyor. Sahada pro olma hayali kurarken o baskıyla her gün antrenmana çıkmanın ne demek olduğunu ancak o yollardan geçenler anlayabilir.

Sakatlık Kabusu ve Kaçan Trenler: Anis’in Hikayesinde Kendini Bulmak

Belgeselin şüphesiz en dramatik ve izlerken benim de içimi en çok sızlatan kırılma noktası, takımın en genç ve potansiyelli isimlerinden biri olan Anis’in hikayesiydi. Tam da Avrupa’nın dev kulüplerinden gelen scoutların tribünde yerini aldığı, hayatının en önemli vitrin maçında Anis’in yaşadığı şanssız sakatlık, futbolun en karanlık yüzünü karşımıza çıkarıyor.

O anlarda aklıma Emre Pehlivan geliyor. 1993’lü kadroların aranan adamıydı. Milli takımda oynardı. Çok iyi topçuydu. Ancak sakatlıklar nedeniyle ilerleyememişti. Gerçek bir hikâyeydi. İzlerken aklıma bu geldi.

Altyapıda oynayan her çocuğun en büyük kabusu, o hayati trenin geçeceği gün sakatlanmaktır. Aylarca, yıllarca verilen tüm emeklerin, dökülen tüm terlerin tek bir bağ kopmasıyla ya da kas yırtılmasıyla çöp olabileceği gerçeği, sahaya çıkan her gencin zihninin arkasında bir gölge gibi dolaşır. Anis’in sakatlandığı o andaki çaresizliği izlerken, kendi futbol geçmişimde sakatlık yüzünden kenarda kalan arkadaşlarıma ve futbolu erken yaşta bırakmak zorunda kalan o yetenekli çocuklara gittim. Futbol, adaleti olmayan bir oyundur ve bu belgesel bize bunu en sert şekilde hatırlatıyor. Net biçimde Emre Pehlivan ismi aklıma geliyor.

Yeşil Sahadaki Büyük Çelişki: Bireysel Parlama Dürtüsü vs. Takım Olabilmek

Now or Never: FC Montfermeil, futbolun taktiksel ve yönetimsel dehlizlerine de harika bir ışık tutuyor. Altyapılarda her zaman var olan o büyük ego çatışmasını belgeselde net bir şekilde görüyoruz: Tribündeki gözlemciye kendini kanıtlamak için bencilce oynayıp bireysel parlamak mı, yoksa takımın kazanması için pası vermek mi?

Takımın teknik direktörü Bakary’nin çocukları bir arada tutmak, o bireysel hırsları ortak bir amaca kanalize etmek için verdiği mücadele takdire şayan. Oyuncularına sadece futbolu değil, hayatta bir arada kalmayı ve paylaşmayı öğretmeye çalışıyor. Çünkü altyapıda “ben” olmak kolaydır ama “biz” olamadığınızda, o çok güvenilen bireysel yetenekler de scoutların gözünde birer birer erir.

Profesyonel Olmasak da Futbolun Bize Öğrettikleri

Belgeselin bölümleri birer birer akıp giderken, her futbolsever kendi geçmişinin ve hayallerinin bir muhasebesini yapıyor. Belki çoğumuz o Montfermeil’deki çocuklar gibi profesyonel kontratları imzalayamadık, dev stadyumlarda binlerce kişinin önünde sahaya çıkamadık ve futbol bizim için çocuklukta kalan güzel bir hikayeye dönüştü.

Son düdük çalıp kramponları astığımızda bile, futbolun bize bıraktığı miras asla yok olmuyor. Erken yaşta o soyunma odalarında öğrendiğimiz disiplin, haksızlıklara karşı dimdik durabilme becerisi, rekabet duygusu ve en önemlisi ne kadar sert düşersek düşelim ertesi sabah o antrenmana yeniden çıkacak gücü kendimizde bulma azmi… Bugün dijital dünyada, iş hayatında ya da kendi projelerimizde verdiğimiz her varoluş mücadelesinin temelinde, aslında çocukken o yeşil sahalarda aldığımız karakter eğitimi yatıyor. FC Montfermeil’deki çocukların hikayesi, aslında hayata erken atılmak ve erken savaşmak zorunda kalan hepimizin hikayesi.

Sonuç olarak; Montfermeil belgeseli beni gerçekten etkiledi. Herkese tavsiye ederim.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*